Last Modified 09-01-2009 03.08

Osmanlı Arşivleri Açılırsa Resmi Tez Zayıflar

MGK Osmanlı tapu arşivlerini açmayın dedi. Avukat Çetin: Arşivler açılırsa, birçok malın eskiden gayrimüslimlere ait olduğu görülecek. Resmi tezin zayıflamasından korkuyorlar. Prof. Dr. Oran: Korkuları 90 yıl önceki suistimallerin açığa çıkması.

BİA Haber Merkezi - Ankara

19-09-2006

Azınlık hukuku uzmanı Avukat Fethiye Çetin ve Prof. Dr. Baskın Oran, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK), Osmanlı tapu arşivlerinin Türkçeleştirilerek bilgisayar ortamına aktarılmasını sağlayacak Tapu Arşiv Otomasyonu Projesi'ne "etnik ve siyasi istismara malzeme" olabileceği gerekçesiyle karşı çıkmasını, "Devletin gayrimüslimlerden Müslümanlara sermaye transferiyle ilgili kirli çamaşırların açığa çıkmasını istememesi" olarak yorumladı.

Hürriyet gazetesinin Nuray Babacan imzalı bugünkü haberine göre, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Osmanlı tapu kayıtlarının Türkçeleştirilmesi sayısal ortamda Tapu Arşiv Otomasyonu sistemine aktarılmasıyla ilgili çeşitli kuruluşlara görüş sordu.

MGK Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Elmas, 26 Ağustos 2005'te "gizli" yazıyla verdiği yanıtta, defterlerin içerdiği bilgilerin etnik ve siyasi -asılsız soykırım, Osmanlı Vakıfları mülkiyet iddiaları ve benzeri- istismara malzeme olabileceği gerekçesiyle, bulundukları Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nde saklanmalarının ve sınırlı olarak kullanıma açılmasının uygun olacağını bildirdi.

Çetin: Resmi tezlerin zayıflamasından korkuyorlar

Çetin, Osmanlı dönemine ait "Tapu Tahrir Defterleri"nin açılmasının istenmemesinin ardında, resmi tezlerin dayanaklarında zayıflıkların ortaya çıkmasına dair bir korku olduğunu söyledi.

Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle tapu kayıtlarında, çok ciddi çalışmış bir devlet olduğunu, söyleyen Çetin, arşivlerin ortaya çıkması ve kamuya açılması halinde, özellikle Osmanlı döneminde tapu sahiplerinin kimliklerinin ve toprak mülkiyetinin dağılımının da ortaya çıkacağını vurguladı.

"Böylece, pek çok yerde, pek çok malın geçmişinde Rumlara, Ermenilere, Süryanilere ait olduğu ortaya çıkacak. Bugün Rumların, Ermenilerin ya da Süryanilerin yaşamadığı yerlerde dahi, 1915 öncesine yerleşik oldukları ve toprak sahipleri oldukları görülecek."

Bu durum da, devletin bütün resmi tezlerinin tersine, farklı bir tabloyu gösterecek ve dayanakları zayıflayacak Çetin'e göre.

"Zaten hak iddia edilemiyor"

Çetin, mevcut yasalara göre, söz konusu mülklerle ilgili hak iddia etmenin olanaksız olduğunun da altını çiziyor. "Devlet bu arşivleri açmasa da, elinde tapusu bulunan herhangi bir Ermeni Fransa'dan gelip bir dava açsa da, bu davanın elinde tapu bulunduran açısından olumlu bitme olanağı zaten yok." Yani, mülklerle ilgili bir davadan kaygılanmak yersiz.

Çetin, bugün bir dava kapsamında bu bilgilere ulaşmanın mümkün olduğunu da ekliyor.

"Dava nedeniyle, gayrı menkulün 'geldisi', yani eski sistemdeki bilgisi Tapu ve Kadastro'dan istenebiliyor. Ama bu arşivlerin açılması, her şeyden önce bilimsel çalışmalara yararlı olur. Geçmişimizle bugünümüz arasında birden bire çekilmiş sınırlar, çizgiler var. Araştırırken bu çizgilerden bir adım geriye gidemiyorsunuz. Tapu kayıtlarına zor girebiliyorsunuz. Önünüzde yasaklar var. Bunun bütün nedeni, resmi tezlerin tersine tabloların görünür hale gelmesinden duyulan korku."

Oran: 90 yıl önceki suistimallerin açığa çıkmasını istemiyorlar

Baskın Oran da, bu korkunun kaynaklarını şöyle açıklıyor.

"Türkiye'de Marksist terminolojideki 'ilksel sermaye birikimi', gayrimüslimlerin mallarının üzerine oturmaktan geliyor; Anadolu burjuvazisi böyle oluştu. Bu İttihat ve Terakki politikasıdır: 'Sermayenin gayrimüslimden Müslüman'a transferiyle milli burjuvazi'nin yaratılması."

Oran süreklilik gösteren bu uygulamanın 1915'te Ermeni tehciriyle başladığını söylüyor.

"Devamında 1923'te zorunlu mübadele, 1934''te Trakya Yahudi olayları, 1942'de Varlık Vergisi, 1955'te 67-7 Eylül olayları, Rumların mallarına blokaj uygulayan1964 kararnamesi, 1970'ten sonra da 1936 Beyannamesi'ne dayanılarak azınlık vakıflarının mallarına el konulması geliyor."

Ardından, Anadolu eşrafının baskısıyla "terk edilmiş mallar"ın el değiştirmesini açıklıyor:

"Tehcirden sonra, Ermenilerin malları, yani 'emlak-ı metruke' (terk edilmiş mallar) İttihat ve Terakki'nin planlarına göre, komisyonlar kurularak tasfiye edilecekti. Ermeniler tehcirden geri dönene kadar, komisyonlar durumu yönetecekti.Hatta bunun için, komisyon üyelerinin bu malları satın alamama kuralı getirildi.

"Ama Anadolu eşrafının baskısıyla bu kural kaldırıldı. Mülkler iki üç kuruşa satıldılar."

Bu arşivlerin kamuya açılmasıyla "insanlar bilgi sahibi olur" diyor Baskın Oran; ama asıl istenmeyen bu sermaye transferiyle ilgili bilginin ortaya çıkması.

"Şimdi bunların görülmesini, bundan 90 yıl önce suistimallerin açığa çıkmasını istemiyorlar."

Tuğgeneral Elmas: Vakıflar mülkiyet iddia eder

Hürriyet'in haberine göre, MGK Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Elmas, 26 Ağustos 2005'te "gizli" yazıyla Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'ne şu değerlendirmeyi gönderdi:

"Osmanlı Devleti dönemine ait sözkonusu defterlerin içerdiği bilgilerin etnik ve siyasi (asılsız soykırım, Osmanlı Vakıfları mülkiyet iddiaları ve benzeri) istismara malzeme olabileceği ve ülkemizin içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında, kısmen ya da tamamen çoğaltılarak dağıtılmamalarının, genel arşiv çalışması yapılan merkezlere devredilmemelerinin, dolayısıyla bulundukları Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nde muhafaza edilmelerinin ve kullanılmasının ülke menfaatleri açısından sınırlı tutulmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir."

Habere göre, MGK'nin bu yazısının gelmesi üzerine bu yazışmadan sonradan haberi olan Tapu ve Kadastro Genel Müdür Vekili Zeki Adlı, yardımcısı Nihat Şahin'e MGK'dan görüş istediği için tepki gösterdi. Adlı, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne bir yazı göndererek, tapu kayıtlarının bu kuruma devredilmesinde bir sakınca görmediğini bildirdi. (TK)

Home Page | Documents | About Us | Links | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English

This website is published within the framework of "Journalism for Rights, Rights for Journalists" -dubbed as BİA3 - project implemented by the IPS Communication Foundation with the financial assistance of the Swedish International development Agency (SIDA). International Freedom of Expression eXchange (IFEX) has also contributed to the website's upgrading costs. The contents of this website are the sole responsibility of IPS Communication Foundation and under no circumstances be regarded as reflecting the position of the EU and SIDA and IFEX.